top of page

Brezilya Bölüm IV & Arjantin Bölüm I


Tarih: 18 Aralık 2010

Gün: Cumartesi

Yer: Foz do Iguaçu Havaalanı

İki gündür eziyetini çektiğim migren bugün şiddetini iyice artırdı. Midemin ve görüşümün bulanmasına sebep oluyor. Üstüne üstlük yine iki gündür çektiğim karın ağrıları da durumu kolaylaştırmıyor. Aşırı sıcak ve nemli havalar artı suni klima havası mı sebep oluyor bunlara emin değilim. Ama bugün migren hayatımı çok zorlaştırıyor.

Bugün hava inanılmaz güzel. Tam bir yaz havası. Gökyüzü masmavi. Ama saatler ilerledikçe sıcak iyice bastırdı. Sabahtan sınırı geçip, Arjantin’e girdik.

Arjantin ve Brezilya arasındaki Iguaçu nehri üzerindeki köprü 1985’te inşa edilmiş. Aynı Yunanistan ve Türkiye arasındaki Meriç Nehri üzerindeki köprü gibi, iki ülkenin bayraklarının renkleriyle yarı yarıya boyanmış.

Köprünün tam ortasında durduğumuzda iki ülkenin topraklarını artı Iguaçu ile kesişen Paranara Nehri karşısındaki ve yine çok yakın olan Paraguay topraklarını da görebildik.

Iguazu Parkı’nın Arjantin tarafındaki gezimiz benim için çok sevindirici başladı çünkü parka girer girmez bir tukan kuşu gördük.

Gözlerime inanamadım. O kocaman, turuncu ağzı plastik gibi, bir çizgi film karakterine benziyor. Diğer kuşlar tarafından saldırıya uğruyordu. Sanki taştan yapılmışa benzer bir kuş yuvasına vurarak, tukan diğer kuşlardan öç alıyor gibiydi.

Önce parkın içinde kısa bir tren yolculuğundan sonra Gargantua del Diablo isimli kısmına geldik şelalenin.

Bu sefer karşımızda Brezilya topraklarını görebiliyorduk. Suyun kuvvetini tasvir etmem mümkün değil. Hiçbir canlının o kuvvet altında yaşabileceğini sanmıyorum.

Sonra panoramik manzara için başka bir alana gittik ve burada kovboy şapkası, Brezilya t-shirtü ve şortlarıyla gezen Türk Büyükelçisini gördük.

Şelalelerin bu manzarası, insanlar bu gezegende varolmadan önce dünya nasıl bir yerdi, anlamamı sağladı. Dinazorların buralarda gezindiğini çok kolay resmedebilirim kafamda. Gezegenimizin ve doğanın kuvvetini burada hissetmek ve anlamak çok kolay oldu.

Tüm kolum uzunluğunda ve elim genişliğinde kertenkeleler gördük.

Dönüş yolunda trene binmek yerine ormanın içinden yürümeyi tercih ettik. Ormanın içinde „quiati“ isimli rakun ailesinden bir hayvanı, daha doğrusu birçoğunu, hatta bebeklerini bile gördük. İnanılmaz şirinlerdi. İnsanlardan hiç çekinmiyorlar, hatta bayağı yaklaşıyorlar çünkü turistlere alışmışlar.

Bu sub-tropik yağmur ormanları aslında karman çurman. Ağaç ve otları çok yüksek olmadığından, bu ormanda yürümek neredeyse imkansız.

Ancak Amazolar’da ağaçların boyu 100 m’yi bile bulabildiğinden, dipleri güneş görmediği için, başka bitki üremediğinden, Amazon ormanlarında yürümek daha kolaymış.

Sao Paolo uçağımıza yetişmek için sınırdan tekrar Brezilya’ya giriş yaptık. Şimdi havaalanında gecikmeli Sao Paolo uçağımızı bekliyoruz.

NOTLAR:

Arjantin’e girmek için de vize almadan Türk pasaportumu kullanabilmem harikaydı.

bottom of page