Kenya Bölüm VI


Salı 23 Aralık 2008 Yine olaylı bir gün! Sabah 6:30’da safariye (Swahili dilinde “sefer” demekmiş) çıktık. Ama gecemiz bile olaylıydı. Çadırımızın hemen yanında bir leopar avladığı bir ceylanı çekiştirdi ve yedi. Hemen yanı başımızdaydı. Yerken çıkardığı gürlemeye benzer sesleri duyabildik. Sabah safariye çıkarken sabaha karşı kampa fillerin geldiğini söylediler. Safari’de Shampole’deki gibi hayvanlarla saklambaç oynamamız gerekmiyor. Masai Mara’da başınızı nereye çevirseniz vahşi bir hayvanı kolayca görebiliyorsunuz. Sabah nitekim ilk gördüğümüz filler oldu. Yaşlısı ve bebekler dahil.

Filler gerçekten çok ilginç hayvanlar. Çok “eski” görünüyorlar. Yani sanki milyonlarca yıllar öncesinden kalma gibi. Aile içinde yaşıyorlar ama yaşlılar son 10 yıllarını yalnız geçiriyor. Öldüklerinde diğer filler ölünün etrafında yas tutuyor ve ölüyü kaldırıyorlar. Günde 16 saat boyunca ot yiyorlar. Filleri çok sevmeme ve bebeklerini inanılmaz sevimli bulmama rağmen bize yaklaştıkça oldukça korktum. Kırmızı gözleriyle oldukça ürkütücü olabiliyorlar. Onlarca Masai zürafası gördük.

Zaten kamptaki çadırımızın sanki ön bahçesiymiş gibi Masai ovasındaki vahşi hayvanları önümüzden geçerken görebiliyoruz. Sonra bir ağacın en tepesindeki bir dala çıkmış dinlenen bir leopar gördük.

Leoparlar çok utangaç hayvanlar oldukları için onları görmek çok endermiş. Gördüğümüze çok sevindim.

Şimdiye kadar Kenya’da gördüğüm tüm hayvanlar içindeki favorim leopar. O kadar güzel, zarif, desenleri o kadar hoş ki! Tam bir mücevher gibi. Daha sonra Masai Ovası’nın boş bir alanında kahvaltımızı piknik olarak yedik. Burada resimler çekerken F. fotoğraf makinesini elinden düşürdü ve lens tamamen bozuldu. Fotoğraf çekemez olduk. Hem F. hem ben inanılmaz üzüldük. Tabii en büyük endişe bugüne kadar çektiğimiz fotoğrafların kaybedilmiş olması. Hemen kampa geri döndük. F. fotoğraf makinesini tamir etmeye çalıştı ama nafile. Çok üzücü! Hem daha yepyeni makine hem çektiğimiz onca fotoğraf ve video! Umarım fotoğraflar ve videolar güvendedir. Ama bundan sonra göreceklerimizi nasıl çekeceğiz diye çok dertlendik tabii. Çok şükür, bu kampın şimdiki yöneticilerinden Jarred yedek makinesini bize vermeyi önerdi. Dijital değil ama hiç yoktan iyidir! Öğleden sonraki safaride bize Amerikalı orta yaşlı bir çift katıldı. Shampole’deki lüksümüz yok artık maalesef. Öğlenden sonraki gezimizde ilk gördüğümüz hayvanlardan biri en nadir hayvanlardan biri olan “cerval” kedisiydi. F. yeni makineye alışmaya çalışırken “cerval” kedinin resmini çekip çekemediğini henüz bilemiyoruz. Resimleri bastırdığımızda anlayacağız. Ama oldukça şanslıydık bu kediyi görebildiğimiz için. Sonra daha da şanslısı anne bir leoparı çalılıklarda yürürken ve sonra erkek yavrusunu çağırırken gördük.

Anne ve oğlu bir araya geldiklerinde birbirlerine gösterdikleri sevgi gösterisi inanılmazdı. Leoparlar gerçekten çok güzel.

Ama Masai Mara insan ve arabalarla çok kalabalık. Bu iki leoparın etrafında 5 jeep toplanmıştı. Çok tatsız, ticari ve turistik bir durum. Kampta en çok New Yorklu ve Londralı turist var ilginçtir. [...] Konuşabildiğimiz insanlar. Bu arada çadırlarımızda kova su ile duş alıyoruz. Öyle bir sistem kurmuşlar ki, kovadaki su vanalar ile normal duş gibi başımızın üstüne akıyor. Geceleri kampta yalnız yürümemiz istenmiyor vahşi hayvanlardan dolayı; özellikle bizim çadıra çünkü biz en uçtayız. Masai savaşçıları hep bizi çadırımıza ve kampın merkezine eskort ediyor. Kenya’da çok yemek yiyorum, felaket kilo aldım çünkü bütün gün safari jeeplerinde hareketsiz oturuyorum. Kilo/cüsse bakımından kendimi çok rahatsız hissediyorum. Yine çok bakımsız bir cadıya döndüm. Vücudum, saçlarım, kaşlarım korkunç durumda.

#Kenya #Safari #Afrika #MasaiMara #Filler #Zurafa #Leopar #CervalKedisi #Swahili #Ova #Kamp